26/8/2007 - Güzel Sözler

Kategori: Guzel sozler

GÜZEL SÖZLER

 

“Allah’ın, seni her an görür olmasından korkar da, gafleti terkedersin diye, Cenab-ı Hakk kendisinin “BASİR” yani; her şeyi görücü olduğunu beyan etmiştir.

“Kötü sözlerden dudağını boşlayasın, sükut edesin diye, Allah’ü Teala kendisinin “SEMİ” yani; her şeyi işitici olduğunu haber vermiştir.

“Korkup bir fesad düşünmeyesin diye Halik-i Zülcelal, kendisinin” ALİM” yani; her şeyi bilici olduğunu bildirmiştir.”

“Aklını başına al da murakabe et ki; gerek hayır, gerek şer; işlediğin her fiilden ( işten) dolayı, sana bir şey doğacak ve hayır işte bulunmuşsan mükafatını.. şer işte bulunmuşsan, cezasını göreceksin.”

“Ey insan! Sen her vakit murakabe edersen ( Allah’ın seni görüp durduğunu düşünürsen);  Allah’ın adaletini ve adil olan Allah’ı görürürsün.”

“Sen kendi ahvalini( hallerini) murakabe et de, eski zulümlerinden sonra, adaleti tatlılığını gör.”

“Eğer ahvalini ( hallerini) murakabe eder ve bu hususa devamlı sarılacak olursan; hayrını, şerrini dünyada göreceğin için, kıyameti beklemeye hacet kalmaz”

“Acılar, muhabbet’ten tatlılaşır. Bakırlar muhabbetten altınlaşır.”

“Tortular, muhabbetten safileşir. Dertler, muhabbetten derman olur.”

“Ölüyü, muhabbette diriltirler. Şah’ı, muhabbette bende, kul ederler.”

“Allah’a karşı bu muhabbet, ilim neticesidir. Saçma sapan biri, böyle bir taht üzerine nasıl oturur.”

“Eksik bir ilim bu aşkı nasıl doğurabilir. Evet, nakıs bir aşk doğar; amma cemadata ve mahluklara karşı.”

“O halde, muhabbet ve aşkı Allah’ın vasfı bil. Ey aziz; Havf Allah’ın vasfı olamaz. Havfu ve haşiyet, kulun vasfı ve en mühim meziyetlerindendir.”

“O ulu Allah’ın aşkını seç ki; bütün Enbiya ve Evliya, O’nun aşkı feyzi ile saadet ve şerefe nail olmuşlardır.”

“Hay ve Layezal olan maşuk-u hakiki’nin, yani Allah’ü Teala’nın aşkını seçki; O Baki’dir: sana hayat artıran irfan ve iman şarabının sakisidir.”

“Hakiki maşuk olan Allah’dan başka bir temaşası bulunan aşk, aşk olmaz; saçma sapan bir sevda olur.”

“Akl-ı Cüz-i, Kavli ve fiilimizde bizim yarimizdir. Fakat  “hal”e gelince; “ La” olur. Yani akıl, aşkı ne anlar, nede anlatabilir; çünkü aşk Hal’dir.”

“Aşıkların varlıkla işi yoktur. Aşıkların ticareti ve kazancı sermayesizdir.”

“Aşk öyle bir alevdir ki; maşuk’tan başkasını yakar yıkar mahfeder.”

“Aşıkların sevinci ve gamı Allah’dır. Onların el emeği ve ücretleri de yine O’dur.”

“Her kimde, güzel Allah’dan başkasına bir aşk varsa; o aşk, şeker yemek kadar tatlı bile olsa yine can çekişmektir.”

“Aşıkın aşk pervası ve tahammülü olmazsa, o kanatsız bir kuş gibi kalır; vay onun haline.”

“Aşıklık derdi, diğer dertlerden ayrıdır. Aşk, hüda’nın sırlarını belli eden bir usturlap ve bir vasıtadır.”

“Aşıklık; gerek bu baştan, gerek öbür baştan olsun, akibet bizi o tafara götürecek bir kılavuzdur.”

“Akıl, aşkın şerhinde çamura saplanmış merkep gibi aciz kaldı. Aşkında aşıklarında şerhini yine aşk söyledi:!”

“Hayyü La’ yezal olan maşuku hakikinin, yani Allah’ın aşkı, ruhda olsun gözde olsun her an goncadan daha ter-ü taze olarak durur.”

“Bizim peygamberimizin tarikatı yolu aşk yoludur. Biz aşkzadeyiz, anamız aşktır.”

“Renk cazibesi ile meydana gelen aşklar, hakiki aşk değildir. Hevesten ibarettir. Öyle heveslerin sonu rüsvaylığa müncer olur.”

“Sen “ La Tehaf” yani “korkma” hitabını işitince; ne denizden kork ne dalgadan ne de köpükten.”

“Arifler kan denizinden geçmiş: yani nefisle çok çetin mücadelelerde bulunmuş olduklarından daimi surette emindir-ler.”

“Onların emin olması, korkunun ta kendisinden ileri gelir. Şüphesiz ki; Allah’tan korktukları için her an emin olurlar:!”

“Gözünün arkasında bu kadar aydınlık olduğu gibi, Allah korkusundan da binlerce eminlik vardır.”

“Emniyetin korkuda gizli olduğunu gördüm. Ey seçilmiş saf kimse! Ümit içinde korku olduğunu görmelisin.”

“Ümitsizlik tarafına gitme; ümitler vardır. Karanlık cihete gitme güneşler vardır.”

“Böyle ihsan edici Allah’tan ümidini kesmek yakışmaz! Onun rahmet ve mağfiretine sarılınız.”

“Cenab-ı Hakk her beyin ve her esirin; hem ümitli hem korkulu olup, fena amellerden çekilmelerini ister.!”

“Bu ümid ve korku bir perdedir ki; insanlar o perde arkasında beslenir perverde olurlar.”

“Allah ümidsizliğin boynunu vurmuştur. Çünkü bazı yerde; pişmanlık duyularak göz yaşı dökülen günah, hasenata tebdil ile (hayır amellere çevrilerek) ibadet gibi olmuştur.”

“Allah-ü Teala, seyyiatı tebdil eder( kötü ameli değiştirir) ve gammaz (ihbar edici) şeytanlara rağmen, o hataları, hasenat haline getirir ( hayır ameller  şekline çevirir)!”

“Ağlayıp inlemek sağlam bir sermayedir. Allah’ın rahmeti külliyesi ise pek kuvvetli bir dayedir( manvi süt ihsanıdır)!”

“Amelde ihlas’ın nasıl olacağını, Hazreti Ali (ra) den öğren. O Allah arslanını, hile ve riyadan pak ve mutahhar(temiz ve temizlenmiş) bil! Muharebede, müşrik (şirk koşan kafir) bir pehlivana galebe çaldı  galip geldi ve kılıcı kaldırıp öldürmek için acele etti;

Müşrik ve mağlup pehlivan, her nebi ve ehr velinin medar-ı ifiharı olan Cenab-ı Ali’nin yüzüne tükürdü.

Ali (ra), o anda kılıcını attı ve onu öldürmekte ağır davrandı. Bu hale karşı şaşıran mağlup pehlivan:

- Ya Ali! (r.a.) Sen, akıldan ve nazardan ( doğru görüşten) ibaretsin. Ne gördünse, ondan bir parça haber ver?

Kahredecek yerde, bu merhamet gösteriş nedendir? Ejderha gibi düşmana müseada etmek kimin yoludur?

“Cenabı Ali (r.a.) cevap verdi ki:

- “Ben Allah’ın rızası için kılıç vururum. Cenab-ı Hakk’ın kuluyum, ten( beden) memuru değilim!”

“Ceza esnasında bir illet zuhur ettiği, yani yüzüme tükürüşün, nefsimi hiddetlendirdiği için; kılıcımı kınına koymayı uygun buldum. Çünkü, o hiddetle seni öldürmüş olsaydım; Allah’ın rızası için değil, intikam almak için öldürecektim! “

Namım (şöhretim); Allah için seven.. maksadım; Allah için buğzeden (düşmanlık besleyen)  lerden olsun diye öldürmezdim!

Cömerdliğim; Allah için verir... ve imsakım; Allah için men eder.. Kabilinden olsun diye, seni katletmedim!

Allah’ı sevenin biri, onu bir illet için, mesela; Muradımı ver.. diye sever. Diğer bir muhibbi (seveni) ise; Cenab-ı Hakk’a sevgisi ivazsız ve gararsız ( hiçbir karşılık beklemeden) dir.”

“Garazlardan (amaç.. beklentilerden), illetlerden ( hastalık.. bir menfaat arayışından) ayrı ve uzak olarak; Allah’ ı sırf Allah için seven muhib ( seven) nerede? İşte asıl muhlis odur!”

“Ey peder! Hakk’a kurbiyetin  envai (çeşidi) vardır. Güneş dağlara da, altına da akseder! “

“Lakin, güneşin altına öyle bir kurbiyeti yakınlığı vardır ki; kurbun ve nev’inden (bu yakınlığın çeşidinden) söğüt ağacının haberi yoktur!”

“Kuru ve yaş ağaç dalı, güneşe maruzdur; güneş, ikisinden de saklanmaz.. yani; ziyasını kuruya da aksettirir yaşa da.”

“Ama o yaş taze dalın, kuruya nisbetle (oranla) kurbu (yakınlığı) nerede ki? O taze daldan meyva versin!”

“Kuru dalın, o güneşe yakınlıktan daha ziyade kuru olmaktan başka nesi vardır; gitte bil!”

“Bunu görmüyor musun ki; evliyanın Hakk’a kurbiyetinden (yakınlığından), yüzlerce keramet, ameli salih ve azamet vardır! “

“Yaratmak ve beslemek hususunda Cenab-ı Hakk’ın bütün mevduata bir kurbiyeti vardır. Fakat bu büyük zevat( evliyayı kiram), ilham kurbiyetine mazhardır.( ilham yakınlığına kavuşmuşlardır)!”

“Ey  hakikat yolcusu! Kurbu ilahinin ( Allah’a yakınlığın) azametini görecek olursan, ondan sonra dünyayı yiyip içmesini cife gibi kerih ( nefret edilmiş çirkin) görürsün!”

“Allah’a şükretmek, her kulun boynuna borçtur. Yoksa, yüz ekşitmek ve mücadeleye kalkışmak iş değildir.”

 “Nimeti verenin lütfuna şükretmek, aklın vacibidir; yoksa, ebedi gazap kapısı açılır.”

 

 “Kuyumcunun sanatı demirciye, güzel huylunun Ahlak-i Hamidesi, Bed ahlaklı münkire gitmez. Burada ne ekmişse, herkes orada onu biçecektir.”

“Kendi huyundan memnun ve emin isen, onun layıkından ne korkuyorsun!?”

“İzhar-ı Faziletten, küstahlık ve fenden vazgeç. İş görecek olan hizmettir; güzel ahlaktır.”

“Ahlak-ı Hamide  ve Ameli Salihi adet edin ki, Allah’ü Zülcelal hazretlerinin huzurunda mahcup olmayasın.”

“Hürmet getiren, hürmet götürür; yani hürmet eden,  hürmet görür. Nasıl ki, şeker getiren badem helvası yer.”

“Bu yolda en büyük şart, ta’zim ve hürmetlerde ağır davranırsa o tehavü, hatayı kabullenmiş olur.”

“Bu yolda en büyük şart, ta’zimdir ki; Cenab-ı Hakk’ın hoş nuru gözsüzlere sürme çeken olsun.”

“Gaflet, daima küstahlıktan zuhura gelir. Ta’zim ise basiret gözündeki hastalığı gideririr.”

“Kötü olan gafleti ve unutmayı öğrenmiş kimsenin bu halleri, hürmet ve ta’zim ateşi ile yanar gider.”

“Allah’ü Zülcelal’e ta’zimi yükseltmek nedir? Kendini hor, hakir ve toprağa mensup bilmek ve öyle tutmaktır.”

 

Men bede-i kur'an'em eger candarem,

Men hak-i reh-i Muhammed muhtarem!..

Eger nakil koned coz in kes guftarem,

Bizarem ezo ve zan sühan bizarem!..

 

Sağ olduğum sürece kur'an'ın bendesiyem ben!

Muhammed muhtarın yolunun toprağıyım ben!

Kim benden buna ters bir söz naklederse,

Ondan da, sözünden de bizarım ben!..

 

Men bende şodem, bende şodem, bende şodem!

Men bende be hacalet be ser efkende şodem!

Her bende şeved şad ki azad şeved;

Men şad ez anemki tora bende şodem!

 

Kul oldum ben; kul oldum ben, kul oldum !

Gereği gibi kulluk edemediğim için utancımdan başımı öne eydim!

Herkes, her kul, her köle, azad edildiği zaman sevinir, bayram eder!

Bense, sana ne kadar kul köle olabilirsem, o kadar şad oluyor ve o zaman bayram ediyorum!

Hazreti Mevlana'ya bu kapıdan girmeyenler, Mevlana'yı değil kendi zanlarını ziyaret ederler.

 

Gel gel, yine gel, yine gel!

İster kafir ol, ister put perest, yine gel!

Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir;

Tövbeni hep bozmuş olsan da yine gel! 

 

Zuhurunun şiddetinden  gaib olan yüce Allah'ın rahmetinin ne önü var, ne sonu var! O önü ve sonu olmayan rahmet kapısına gel de; melekler aleminde, melekler gibi kanatlanıp uçmak istersen:

 

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol!

Kusurları örtmede gece gibi ol!

Yumuşaklık ve ağır başlılıkta ölü gibi ol!

Tevazu ve mahfiyette toprak gibi ol!

Mertlik ve cömertlikte ırmak gibi ol!

Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol!

 

Ger tü Hai ki kadem ber ser-i iblis nehi,

Dide bükşa vü bibin Kaatil-i şeytan edebest.

 

“Eğer şeytanın başını ezmek dilersen,

Gözünü aç ve gör ki; şeytanın katili edeptir.”

 

Ademi zade eğer bi edebest, adem nist,

Fark der cism-i beni adem ü hayvan edebest.

 

“Ademoğlunun, eğer edebten nasibi yoksa; adem değildir.

Ademoğluyla hayvan arasındaki fark edebdir.”

        

Irmak suyundan harici ateş söner. Fakat taş ve demirin içine su nasıl girer?

Küpün ve testinin suyu fanidir. Lakin pınarın suyu daima taze ve bakidir.

Ateş ve dumanın aslı demir ve taştır. Hıristiyan ve Yahudi küfrü, ikisinin fer’idir.

Put, bir testide gizli kara sudur. Nefsi, muhakkak olarak o kara suya pınar bil.

O, yontulmuş put, kara sel gibidir. Put yapan nefis, anayolda bir pınardır.

Bir taş parçası yüz testiyi kırar ama pınar suyu durmadan kaynar.

Put kırmak kolay, gayet kolaydır. Fakat nefsi kolay görmek cahilliktir.!

Ey insan, nefsin misal ve suretini istersen yedi kapılı cehennemin kıssasını       oku!

Nefis her anda bir hilesi var, her hilesin de yüzlerce Firavun, Firavun’a  uyanlarla boğulmuş!

Ahad ve Ahmed’e yapış ey kardeş, ten Ebu Cehl’inden kurtul!

Adam olmayanı da adam sırasına koy; zulüm görenin   mazeretine  kulak ver.

Hele mevkiinin sadakası olarak yolunu şaşıranı kendi yolundan sürme!

Bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır.

Deniz, bu kereminden dolayı eksilmez; ihsanı yüzünden aşağılaşmaz.

Üstünlükler, Hak’tan gelir, hallerin değişmesi de ondandır.

Hak; bu kuvvet kudreti zan ve yakın ehline nöbetle göstermektedir:

Ey ikbal nöbetine erişen! Kendine gel, sevinme! Sen nöbetle mukayyetsin, hürlük taslama!

Saltanatı nöbetten üstün olan, ikbali ebedi bulunan nöbet davulunu yedi yıldızdan üstün bir yerde çalarlar.

Nöbetten üstün olanlar, baki padişahlardır; onlar daima ruhlara sakidir.

Bir iki gün su içmeyi terk edersen ağzını ebediyet şarabına daldırır, o hakikat şarabını içersin.

Ey padişahlar! Dışardaki düşmanı öldürdük; içimizde ondan beter bir hasım var.

Bunu öldürmek, aklın fikrin işi değil. İçerdeki aslan; öyle tavşan maskarası olmaz.

Cehennem, bu nefistir; cehennem, bir ejderhadır ki harareti denizlerle eksilmez.

Yedi deniz içer de yine kocakarıya benzeyen nefsin harareti ve coşkunluğu azalmaz.

Taşlar, taş yürekli kafirler; ağlayıp inleyerek mahcup bir halde cehenneme girerler.

Hak’tan ona şu nida gelmedikçe bu kadar azaba da kanaat etmez:

“Doydun mu?” denir. O, kurt ve sırtlan gibi “Hayır, doymadım” der. İşte sana ateş, işte sana hararet!

Bütün bir alemi, bir lokma edip yutan da yine midesi “Daha fazla yokmu” diye bağırır.

Nihayet Hak, onun üstüne Lamekan aleminden ayağını koyar da işte o vakit derhal sakinleşir.

Bizim nefsimiz de cehennemin bir parçasıdır. Onun için cüzüler, daima küllün tabiatındadır.

Nefsi öldürecek ayak da ancak Hakk’ın ayağıdır. Zaten nefsin yayını Hak’tan gayrı kim çekebilir?

Yaya ancak doğru ok koyarlar. Bu yayın ters ve eğri okları da vardır.

Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yok.

Dış savaşından kurtulunca iç savaşına yüz tuttum.

Biz şimdi küçük muharebeden döndük; Peygamber’le beraber büyük muharebedeyiz.

Mevladan denizleri yaran bir kuvvet isterim ki bu Kaf dağını iğne ile yerinden koparıp atayım.

Şunu bil ki safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır, asıl aslan, nefsini mağlub edendir.

“Ya Rabbi. Her köle azad  olunca sevinir; Ben sana kul olduğum için seviniyorum.”

“Ey Allah’ım. Eğer sen dergahına, sadece iyileri kabul edersen; günahkarlar, kime  yalvarıp sığınacaklar.”

“Kılınan namaz, tutulan oruç ve denilen cihat; Müslüman için, dinine, imanına şahit getirmektir.”

“Yüce Allah’a karşı verilen sözü yani TEVBE’yi bozmak sonu dalaleti mucip olur”

“Ey Allah’ım bizi hidayete, kurtuluşa erdir. Bilgimiz ve servetimiz övünülecek şeyler değil.”

“Ey imanı sözden ibaret olan kimse. Bil ki iman, büyük bir nimet ve büyük bir lütuftur.”

“Ey nefsini ve hevesini içinde tutan kimse. Sen imanını tazele; dilinin söylediği ile yetinme.”

“Nefis ve şehvet taze bulundukça; iman taze değildir. Çünkü bunlar hakikat kapısının kilitleridir.”

“Nefsin ve şehvetin zevkine uyma. Rüzgarın esişine uyan ot gibi olma.”

“Gazabı, hırsı, şehveti terk etmek; mertliktir, dinimizin gereğidir.”

“Kulluk etmeyen; abdest  alarak yüzünü yıkayıp da, yalnız lokma arayan; Cehennem lokmasıdır.”

“Dıştaki kir, su ile temizlenir. Ama içindeki günah kiri, su ile temizlenemez. Onu ancak Tövbe ve Gözyaşı temizler.”

“Paranın çoğalması, zekattandır. Dini yasakları, kötü-lükleri terk etmekte namazdan dır.”

“Malının zekatını çıkarıp ver. Bahçıvan asmanın fazlasını budayınca, asma, daha çok üzüm verir.”

“Müslüman nurunu huzurunu arttıran lokma, helal  kazançtan olandır.”

“Eğer amel defterini günah ile karartmışsan, her şeyden önce, yaptıklarına tövbe et.”

“Yüce Rabbimiz: (Canü gönülden göz yaşlarını ile bana dua edin) buyurdu. Bulut ağlamayınca çimen nasıl güler. Çocuk ağlamayınca memeden nasıl süt iner.”

“Allah için ağlayan göz ne mübarek bir  gözdür. Allah için yanan bir kalp, ne mübarek bir kalptir.”

“Allah’ın yüce adı, dile ve kalbe gelince, ne kir kalır, ne keder.”

“Ey kardeş: sen, fikrinden ve düşünceden ibaretsin. Senin insanlığın bunlardandır. Geri kalan sinir ve kemiklerdir ki, onlar hayvanlarda da vardır.”

“Günlerini değerlendirip de, yüce Allah’a kulluk borcunu ödeyene ne mutlu.”

“Ey yolcu. Aklını başına al; vakit geçti, ömür güneşi batmaya başladı.”    

“Gerçi Kur’an, yüce Peygamberimizin dudaklarından çıktı. Ama her kim ona Allah kelamı değildir dese kafirdir.”

“İlim, kalbe aksederse: Sahibine yar olur. Cesette kalırsa: Sahibine bar olur (yük olur).”

“Geçici bir emel için, ilim yükünü taşıma ki, gönlünde gerçek bir ilim hazinesi göresin.”

“Ben, bu istek ve araştırma aleminde, Güzel Ahlaktan daha iyi bir ehliyet görmedim.”

“Ümitsizlik tarafına gitme ne ümitler var? Karanlık yöne gitme, ne güneşler var.”     

(2)

web hit counter