18/2/2008 - Hayat

Kategori: Yazilarim

FazLa söze ne hacet !

 

(1)

10/10/2007 - Ben ..

Kategori: Yazilarim
 

ßen her geçeN güN çözdüğüNü düşüNdüğüN ama asLa çözemeyeceğiN probLemim.... sağLamam asLa doğru çıkmaz... ßeNi çözdüğünü düşündüğüN aNda hep £n ßaşa geri döNersiN... !!!...saNa koLay geLsiN.. !!!

(1)

10/10/2007 - Üşüyorum

Kategori: Yazilarim

 

 

Aslında aşkta yer ve zamanda önemliymiş sevgili.Biz bunu hiçe sayıp görmezden geldik belkide.İnanmadık üzüleceğimizi bilerek.Bizi yolların birleştireceğine inandık,aramızdaki uçurumları hiç anlamayarak.

 Artık üşüyorum Sevgili !

 Ağrı Dağı'nın soğukluğu senin içinde.Bense böyle deli divane severken ısıtmaz bu sevda ne seni, ne de beni.İmkansız sözcüklerle oyalarız sadece birbirimizi.Anlarız çok uzak ihtimalleri ama bakamayız birbirimizin gözlerine bunları düşünürken.İçimizde kırılır ümitler,kırıldıkçada koparız birbirimizden.

 Öyle zamanlar olur ki,biten bir paylaşıma yeniden başlamak zor gelir insana.Ya da bitmek üzre olan bir paylaşıma.Şu an o ana giriyoruz sevgili.Sen ne kadar inkar etsende kopuyoruz birbirimizden.Bizi ayıran ne sen ne de ben.

 Dedimya Ağrı Dağı'nın soğukluğu sadece ..

 

(1)

10/10/2007 - Anlaşılamamak Anlaşılır Bir Durumdur

Kategori: Yazilarim

 

I-
Kimseler anlamasın beni!
Züleyha'nın zindanında Yusuf anlasın,
Leyla'nın çöllerinde Mecnun anlasın,
Şirin'in dağlarında Ferhat anlasın,
Aslı'nın yüreğinde Kerem anlasın,
Sen anla!
Aşk, ayrılığa düştüğünden beri kazanılmış sınavları görmeyen benliğimiz, kaybolmuş aşkların izinde sarsıntılı yürüyüşler yapıyor. Pencerelere perdeleri çekerek sokakları yalnızlaştıran insan, aşk adını verdiği kendi yalnızlığının derin kuyularında uzanacak elleri bekleyen çaresizliğe teslim olurken, içeride soluduğu hava, kendini esir ettiği dört duvar ve masasının üzerinde su vermeye bile gerek duymayacağı naylondan sunî çiçeklerle günbegün solgunlaşıp, baharlarda kendine gülümseyen papatyalardan da mahrum kalıyor. Her yitirilen sevdanın ardında derinleşen boşluk girdabında acı çeken masum duygular, yeni bir günü aydınlatacak kızıl bir güneşin getireceği yeni müjdelerinde olmadığını düşünüyor. Arabesk fanteziler üzerine acılı hayatlar kurgulayan gençlik, çözüm bulmak yerine sorunlarını daha da kalabalıklaştırıyor. Hem de mutsuzlaştıkça, mutlu olduğunu zannederek büyük bir yanılgı bataklığına saplanıyor.
Aşk yitik, yitirilen benlik, acı çekense hep hayat oluyor. Oysa ben aşkı, seslerden bir ses değil; bütün sesleri susturan bir çığlık yapmak için arıyorum. Onu bulana kadar bu kalabalık sokaklarda payıma sessizliğin düştüğüne inanıyorum. Sen de inan!
-II-
Beni kimseler anlamasın!
Gözyaşlarını yüreğinde biriktiren ‘hüzün’ anlasın,
Yaprakları sararmış ‘hazan’ anlasın,
Karanlıkları örten ‘güneş’ anlasın,
Güneşe örtü olan ‘gece’ anlasın,
Sen anla!

Çölleşen ruhumun bağrından fışkırıp avuçlarımda biriken masum damlacıklarım. Ey benliğimi kirlerinden arındıran bengisu pınarlarım! “Gözyaşlarım, sizi bana en iyi ne anlatır? Yazdığım şiirlere, sığındığım cümlelere, yaşadığım sokaklara yabancılaşan aynadaki yüzüm mü? Bütün beklentilerimin içinde yer edinen sınırsız korkularım ve sonsuz ümidim mi? Kayıp adreslerde sahiplerini bulamadan geriye dönen pulsuz mektuplarım mı? Nisanı ve kırkikindi yağmurlarını bekleyen susuz kalmış hazanım mı? Güneşe, gökkuşağının el değmemiş dallarından rengârenk elbiseler giydiren vakitsiz bulutlarım mı? Hiçbir zaman acımı hissettiremediğim veda sözcüklerimi? Geceyi derin uykusundan aniden uyandıran ölüm suskunluğumu? Ölümün hep unutulduğu bir yaşama uğraşımı? Ey vakitsiz sıkıntılarıma derman olan göz pınarlarım. Sahi, rahatlatır mısınız? Yaşama hüzünden ve gamdan yeni kaleler mi kurarsınız? Vedasız kanatlanan, ölümün kıyılarına habersiz düşen bir martının dalgalara bıraktığı matemlerden habersiz misiniz? Sessiz misiniz? Mavi misiniz?


-III-
Beni kimseler anlamasın!
Bembeyaz düşlerine karalar düşen ‘Kudüslü çocuklar’ anlasın,
Sessizliğin içinde saklı ‘sesler’ anlasın,
Acılarla ağırlaşan ‘hayat’ anlasın,
Yenilgilere alışmış ‘kalbim’ anlasın,
Sen anla!
Sevgili Filistin! Bulvarlarında saklambaç oynayan Kudüs'lü çocuklar hayatlarının baharında unutmaları gereken ne çok şey biriktirdiler. Ölüme yabancılaşanlar tarafından ne çok sobelenip zamansız ölümlerin hüznüyle ağladılar. Yıldızları vurulan gecelerin karanlık yalnızlığında ne kadar da çok korktular. Sevgili Filistin! Ölümü, haber merkezlerinin acılara maya olmuş coğrafyalardan verdiği küçücük cümlelerden arındırıp sokaklarında umut kovalayan Kudüslü çocukların ellerine tutuşturmak, minicik avuçlarından fırlattıkları her ölümün yeni bir hayatın başlangıcı olmasını isterim.
Çünkü artık ‘vurdumduymazlık bizleri terk etmeli’
Çünkü artık ‘hüzün seni, sen hüznü terk etmelisin’
Çünkü artık ‘Kudüslü çocuklar mızıkçılar tarafından sobelenmemeli’
Çünkü artık ‘Mescid-i Aksa’nın avlusunda bayramın geldiğini müjdeleyen tekbirler yükselmeli’
Çünkü artık ‘her gün ölmemeli; her gün gülmelisin’

-IV-

Beni kimseler anlamasın!
Martılara hasret ‘deniz’ anlasın,
Baharına hasret ‘çiçek’ anlasın,
Ölümüne hasret ‘hayat’ anlasın,
Sen anla!
Ey Rabbim! Gözyaşlarımda umutlarımı büyüten kalbimin tek sahibi!
Aklımı koru!
Izdıraplarımızı hafiflet!
Ellerimizden tut!
Düşüncelerimizi anlamlı kıl!
Bayramı Kudüslü çocukların tebessümlerine serpiştir!

 

NurdaL Durmuş

(1)

web hit counter