19/2/2008 - A$k

Aşk bu günde aşk yarında, Aşk sökülmez aşk derinde, Aşk Ferhat’ta aşk şirinde, Aşk dağları deldirendir
&
Aşk doldurur aşk taşırır, Aşk kaldırır aşk düşürür, Aşk yandırır aşk pişirir, Aşk göz yaşı sildirendir

|
(yok)
|
18/2/2008 - Hayat

FazLa söze ne hacet !

|
(1)
|
9/2/2008 - Anladım

Nietzsche'den sevgilisi Salomeye: Öyle bir hayat yaşıyorum ki , Cenneti de gördüm, cehennemi de... Öyle bir aşk yaşadım ki Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de... Bazıları seyrederken hayatı en önden Bir sahne buldum kendime, oynadım... Öyle bir rol vermişler ki Okudum, okudum anlamadım... Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime... Sonra dedim ki " söz ver kendine " Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin... Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin... Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin, Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin... Öyle bir hayat yaşadım ki, Son yolculukları erken tanıdım... Öyle cok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundandı, Şimdi anladım...

|
(5)
|
17/1/2008 - Kıssadan Hisse

Günün birinde kis gelince sicak ülkelere gitmek istemeyen bir minik serçe varmis. Havalar sogumaya baslayinca minik sereçenin tüm arkadaslari sicak ülkelere gitmisler fakat bizim minik serçe gitmemis. Havalar öyle sogumus ki minik serçe soguktan donmak üzereyken o da sicak ülkelere uçmaya karar vermis ve sicak ülkelere dogru uçmaya baslamis. Ama hava öyle sogukmus ki minik serçe uçarken soguktan kanatlari donmus ve bir tarlanin ortasina düsmüs. Minik serçe tam sonunun geldigini düsünürken oradan geçen bir inek üzerine pislemis. Minik serçe bu tezegin sicakligiyla tekrar canlanmos ve civildamaya baslamis. Minik serçenin sesini duyan bir kedi minik serçeyi tezegin içinden çikartip temizlemis ve bir güzel yemis. Sonuç ? 1- Senin kafana eden herkez düsmanin olmak zorunda degildir. 2- Seni pisliğin içinden çikartan herkez de dostun olmak zorunda degildir !

|
(2)
|
17/1/2008 - Gerçek KaLp

John Blanchard oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan onüç ay önce Florida'da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti... Kitaptan değil sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan... Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karekteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell.
Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell Newyork'da yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi günde İkinci Dünya Savaşına katılmak için Avrupa'yadoğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki.. Bir romantizm başlıyordu Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı?Sonunda Blanchard'ın Avrupa'dan dönüş günü geldi çattı.
İlk buluşmalarını ayarladılar. Newyork Tren İstasyonunda akşam saat 7'de "Beni tanımak için " diye yazmıştı kız mektubunda, "Ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak. "İşte saat tam 7'ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikayenin gerisini Bay Blanchard'dan dinleyelim: "Birde genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim. İnce ve uzun boylu sarı saçları omuzlarına düşmüş.... Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Bende ona doğru yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma bile gelmedi. Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana "Benimle aynı yöne mi gidiyorsun denizci?" diye fısıldadı. Nerdeyse kontrolsüz bir şekilde ona doğru bir adım attım ve o anda Hollis Maynell'i gördüm. Kızın tam arkasında duruyordu. 40'ını çoktan geçmiş, grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının altına toplamış... Şişmana yakın kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara gömülmüş. Kafamı çevirdim yeşil giysili kız hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta içimden gelen bir istek ise ruhuma bir yıldır bana eşlik eden kadınla kalmamı söylüyordu. İşte orda öylece duruyordu. Solgun kırışık suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını sağlıyacak mavi deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk olamazdı ama mutlaka değerli, belki aşktan da güzel, çoktan beri minnettar olduğum ve olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey olabilirdi.
Kadını selamladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysamda pek başaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle "Ben John Blanchard, sizde Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle buluşabildiğim çin çok mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?" diye sordum. Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı; "Neden bahsettiğini bilmiyorum delikanlı" dedi "Ama şu az önce burdan geçen yeşil elbiseli kız, bu kırmızı gülü yakama takmamı rica etti benden ve eğer siz beni yemeğe davet edecek olursanız, kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediğini söylememi istedi. Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış....."
Burda Bayn Maynell'in bilgeliğini anlamamak ve hayranlık duymamak imkansız.... Gerçek kalbi keşfetmek istiyorsanız, cazip olmayana verdiği tepkiye bakın....

|
(2)
|
17/1/2008 - ;

TEŞEKKÜRLER ; VERDİĞİN ÇILDIRTAN ACIYA .

|
(1)
|
|
|